Monday, 17 May 2010

Çok güzel bir gece:))

Dün maçzedelerden biri olmama ramak kalmışken bunu bir hareketle keyife çeviriverdim:))
Kızımın Annie müzikalindeki ilk başrölünü, sahne üzerindeki hakimiyetini, çoşkusunu, anadili olmayan bir dilde hakimiyetini gözlerimde gurur ve şevinç gözyaşları titreyerek seyrettikten sonra, ex-kocam, harika ve çok sevgili ex-kayınvaldem ve pederimle sıcacık bir aile yemeğinden sonra, Göztepe'de gene çok sevdiğim bir arkadaşıma gittim.
Hemide çabucacık: Ortaköy'den taxi-Beşiktaş'tan Kadıköy'e vapur- Kadıköy'den Haydarpaşa'ya on dk. keyifli yürüyüş- hayatımda ilk defa Haydarpaşa'dan trene bindim ve inanılmaz ama gerçek Göztepe'ye tam 10.dk'vardım:))) Ben rahat ve püfür ve hızla trende ilerlerken pencereden gözüken trafik hakikaten şizofrenik boyuttaydı. Milim milim ilerleyen, dipdipe milyonlarca araba.
Neyse...tabii ki sohbet, keyif derken saat geceyarısını vurdu yani maçın bitmesine on. dk. kaldı ve benim çok daha önce düşmesi gereken jetoncuğum o anda düştü:
Allahım ben nasıl geri dönecektim??? Arabayla gelmemişim, birazdan maç bitecek, gecenin bu saati tren güvenli hiç diil, köprü üzerinde saatlerle gece vakti bir taxinin içinde tıkılmanın sevimsizliği hit me like a tsunami wave...
Peki dedim düşün Yasemin: hımm sen zaten adaya gidicektin yarın, şimdi gitsen? Peki ama Yasemincim hem anahtarın yok, hem de biliyorsun ev çok ıssız, ada da henüz ıssız, evde bir tek Mişa var, o da arada heber vermeden kendine tatil veriyor... hımm... peki kuzen, onu deneyelim...tavuk kuzenim uyumuş, telefonu kapalı, bah!!!!
O.K then, diyor bir ses...fırla adaya git, Prenses otelde kal, sabah eve gidersin..hem kendine küçük bir değişiklik hem de trafik cenderesinden kurtuluş, yuppiee...
İnternetten Prensesin telefonunu bulursun, boş oda var mı, fiyat vs: overall calculation..
Evet fırladım adaya gittim, on motoruna bindim. Püfür püfür ay hilal, yanında tek yıldız...tekne fındık kabuğu gibi sallanıyor..aklıma dün batan kayık ve içindeki gencecik çocuklar geliyor ve ürperiyorum!
Adalı çocuklar demek özel 1şey demek benim için, balık gibi suyla güneşle büyüyen muhakkak yumuşak ve keyifli insanlar demek, o sandalda binlerce kez midye çıkarmış, adanın rüzgarıyla, ağacıyla harmanlanmış!! Aklıma 'we had joy, we had sun, we had seasons in the sun' şarkısı geliyor ve düşünceleri kafamdan, kendimi de kamaradan dışarı atıyorum.
Dışarda hoş Belçikalı gezgin bir adamla tanıştık ve konuşmaya başladık.Oldum olası gezgin insanları çok ilginç bulurum. Global, sweet bir sohbet, otelin önüne kadar sürdü...
Sonra hayal kırıklığı, yahu ne biçim otel o öyle, hastahane gibi..nasıl olur da adada bu denli ambiyans yoksunu bir yer yapabilirler. Zor şey, bravo doğrusu...
Gene de sabaha kadar deliksiz uyudum, taa ona kadar... ohhh
Sonra simit, çay ve eve yürüyüş...yol o kadar harikaydı ki..
Deniz çıldırmıştı ve hala yatışamamıştı. İlkel insanlar gibi denizin ruhunu sakinleştirme ayini yapmak geldi içimden. Rıhtımı tamamen su basmış, koca kütüklü tahta masaların ayakları kopmuş, tahta perdeler denize uçmuş. Denize güzel olduğunuz kadar küstahsınız da.. diyesim geldi...Neyse sonra Madenden yürüyerek ve tabii en sevdiğim patikalara saparak iskeleye yürüdüm. Eh acıkmıştım ve köfte ve soğanlı piyazı sefilcik bir kediyle paylaşarak mideye indirdim. O sırada dün edindiğim gezgin arkadaşım aradı, are u in the mood to meet diye. Ben de I am in the perfect mood to meet were I not leaving for İstanbul dedim, heh he!!! Ama adaya döndüğümde bir yürüyüş yapmak üzre sözleştik, heh he 2!!!

Monday, 10 May 2010

Dany Brillant veya Ve Allah Erkeği Yarattı


Öyle resminden birşey anlaşılmıyor. Sesi, hareketleri, konuşması, vicidı... kadife gibi adam.
Maşallah, 41 kere...

Wednesday, 28 April 2010

Saturday, 17 April 2010

Bize de onda birinden bir tane nasib eyle...AMİN!!!


Çok beğendiğim insanlardan biridir Sir Thomas More. 8. Henry'nin Ann Boleyn ile olan hukuksuz evliliğine onay veremediği için, yani düşünsel boyutta onaylamadığı birşey için, üçkağıt yapamadığı için, en çok korktuğu kendi vicdanı olduğu için, hakkaniyetsizlik yaptıktan sonra kendisiyle yaşayamayacağı için hayatını vermiştir. Üstelik bu müthiş karara dogmatik bir yüzeysellikle değil, anime bir zeka ve dolu bir ruhla, çetin bir sorgulama sürecinden sonra varmıştır.
Yıllar sonra altmışlarda bir film yapıldı More'un hayatını anlatan: A Man for all Seasons...Oradan aşırdığım ve benim için kanun kavramının içini en çok dolduran açıklama...
More'un ailesi: O adamı yakaltmalısın, sana çok zararı dokunacak. Kötü biri o...(More elinde her türlü güç varken, daha sonra kendi infazına sebep olacak adamın evinden elini kolunu sallayarak çıkmasına izin verir.)
More: Kötü olmaya karşı bir kanun yok ki.

Aile: Evet var: Tanrı'nın kanunu

More: O zaman Tanrı dilerse onu tutuklayabilir.

Aile: Biz konuşurken elimizden kaçıp gidiyor...

More: Evet, gitmelidir de...şeytanın ta kendisi olsa dahi...taa ki kanunu çiğneyene kadar.

Aile: Ah, çok güzel, şimdi de şeytana kanundan faydalanma hakkını veriyorsun.

More:Evet, peki siz ne yapardınız? Şeytanı yakalamak için kanunun ortasına koskoca bir yol mu açardınız? (burada kanun/ağaç alegorisi başlıyor)

Aile: Evet, şeytanı yakalamak için gerekirse İngilteredeki her kanunu keserdim.

More: Peki son kanun da kesilse ve şeytan sana dönse, o zaman yerle bir olmuş kanunların arasında sen nereye saklanabilirdin? Bu ülke karış karış kanunlarla bezenmiştir...Allah'ın değil, insanoğlunun kanunlarıyla... ve eğer bunları yokedersen, o zaman esecek rüzgarlara karşı dik durabileceğine gerçekten inanıyormusun? Evet, şeytana kanundan faydalanma hakkını veriyorum....kendi güvenliğimin hatrı için!!!
Bu da berbat çevirimin orjinal hali:
That man's bad
There's no law against that
There is, God's law
Then God can arrest him
While you talk, he is gone
And go he should if he were the devil himself until he breaks the law
Now you give the devil the benefit of law
Yes, what would u do? Cut a great road through the law to get after the devil
Yes, I would cut down every law in England to do that
Oh! And when the last law was down and the devil turned round on you where would u hide, the laws all being flat?This country is planted thick with laws from coast to coast...man's laws not God's and if you cut them down, do you really think you could stand upright in winds that would blow then.Yes I give the devil the benefit of law... for my safet's sake..
Ne diyebilirim...Allah böylelerinden, en azından onda birinden bir tanecik bize de nasib eylesin. AMİİİN!


Monday, 12 April 2010

BAHAR ve BEN

SENSATION
On the blue summer evenings, I shall go down the paths,
Getting pricked by the corn, crushing the short grass.
In a dream I shall feel its coolness on my feet
I shall let the wind bathe my bare head

I shall not speak, I shall think about nothing.
But endless love will mount in my soul
And I shall travel far, very far like a gypsy,
Through the countryside, as happy as if I were with a woman
Arthur Rimbaud

İSİMSİZ
yada
SPRING and I

It is the spring to be blamed, not I..
I, who do not even like poetry!
But then there is a room locked and bolted deep inside, at the very far back..
Contrasting profoundly with the white, spacious and unassuming rest..
Filled with delicate embroidery, burgundy velvets, slick satin and lace
adorned with crystal chandeliers, and with foiled bergéres
and with translucent vases overflowing with huge flower bouquets...
One window is open to green, deep and windy woods with thousands of little animals and exuberant water falls
And the other blindfoldly open to insatiable lust and lush decadence... as the spirit of the spring calls!
Leash or unleash , is that the main problem???
No...pas de tout
Very unfortunately, it is not me who is in possession of the damn key..


Sunday, 21 March 2010

Gece ve Ben



Nocturnal oldum orası kesin. Gece gözlerim, algılarım açılıyor...vampirler gibi. Yanlız ben kan değil kahve tüketiyorum. Neyse ki....daha pratik...


İtiraf ediyorum...bir yazıyorum, bin oynuyorum. Ah..bu yunuslar yada meraklı kediler gibi fıkırdama hallerim. Konsantre olsana be kadın, o zaman daha çabuk bitecek işte...


Bir yazıyorum:


...the ever elusive perfect balance of humours was rarely desired by the melancholic scholar of the early modern England...


Bin oynuyorum:

Begging...begin yooouuuuuuuuuuu...

Kulağımda i-pod..üniverstedeki, lisedeki gibi deliler gibi dansederek. Eh..üniverstedeyim ya...yanlız kulağımdaki i-pod'da ona yüklenmiş şarkılar da kızıma ait...:))))

Neyse ki benim gibi bir deliler kulübündeyim, beni iyice üşütmeden dance-trance' a çıkaracak benden ne bir eksik, olsa olsa fazla arkadaşlarım...sabaha kadar dansetmek istiyorum:))))))))))


bkz: delirium tremens...tabii ki Dostoyevsky


müsadenizle ben kahve içmeye gidiyorum...

bir de... şunu anlamıyorum: neden yazı yazarken bir saat bir dakikaya iniyor...nasıl oloyor da oluyor....

Saturday, 20 March 2010

Dostluk ve leb demeden leblebi:))

Dün Jade bize harika bir sofra kurmuş, masayı lezziz yemeklerle donatmış. Üç kadın, üç dost herzamanki gibi kahkahalarla etrafı çınlatarak, birbirimizi hep yukarı çekerek, hayatı hep keyifle bezeyerek kah DEDİKODU yapıyoruz...kah pek sevdiğimiz üzere bir kavramı yada olayı masaya yatırıp ince ince inceliyoruz!!

Hep birlikte masayı kaldırırken Jade'e dedim ki: Ayy...şimdi ne iyi gider, 'şey' var mı, yaparmısın???
Jade cevapladı: 'Aa tabii şekerim olmaz mı, bitmişti, sizin için aldım'
O sırada tabaklarla önde giden Sırmsky bana döndü ve 'o nedir yahu' diye sordu..
Tam cevaplamak için ağzımı aralamışken 'ha...anladım' dedi ve arkasını dönüp mutfağa girdi...

Sonra manzaraya karşı oturup 'şeyi' yani bol köpüklü sakızlı kahvelerimizi içerek sohbetimize tatlı tatlı davam ettik:)))